Kaynaklar Çınaraltı Meydanı’da

Timestamp: 1408191202

Kaynaklar Çınaraltı Meydanı’da

Buca kapı.

Timestamp: 1397694929

Buca kapı.

hot

Timestamp: 1367787096

hot

bit

lanet ölü kadınlar doldurdular geceyi,

suda sünmüş yüzleriyle, saçlarıyla,

hele bir de gitmiyorlarsa kafamı sağa sola salladığımda,

daha çok saçılıyorlarsa etrafa,

yapacak başka bir şey yok

kendi ayak bileklerime kadar eğilip

öpmeliyim karanlığı en güzel yerinden

(Bitenlerin Tanrısına doğru kaldırdım boş kadehi:

-bi tane daha alabilir miyim?)

Anadolu Üniversitesi’da

Timestamp: 1364467039

Anadolu Üniversitesi’da

Anadolu Universitesi Tv Yapim Merkezi’da

Timestamp: 1363963178

Anadolu Universitesi Tv Yapim Merkezi’da

dup tıs!!!

Her birey ayrı bir merkezdir ve her türlü ilişki iki merkezin yörüngelerinin kesiştiği alanda meydana gelmelidir. Kimse bir diğerinin uydusu olmamalıdır. Bunların hepsi tamam da, aynı şeyler neden bizlerin varoluşla olan ilişkişisi için de aynen geçerli olmasın?

Şöyle düşünelim: Benim bir yörüngem var ve benim yörüngemin çapını belirleyenler ise algılarım ve algılarımı değerlendirebilme kabiliyetim. Algılarımın çeşitliliği yalnızca duyu organlarımın sağlıklı çalışma seviyesine bağlı değil malum çok daha önemli bir etken var, o da algıda seçicilik. Bu etken geçmiş deneyimlerimden kaynaklı olabilir (yaşadığım yerin kültürünün bana öğrettikleri, okuduklarım, izlediklerim, duyduklarım, kısaca geçmişte yine duyu organlarımla algılayıp beynimde değerlendirdiğim yargılar) ya da yalnızca belirli bir zaman diliminde bazı geçici nedenlerden ötürü gelişebilir. (bir mont almaya karar verirsiniz ve etrafınız istediğiniz modelde mont giyen insanlarla doluverir) İster geçmişten gelsin isterse de o anlık bir arayışımdan kaynaklansın -ki çoğunlukla sebep, bunlar ve bunlara benzer sebeplerin herbirinin karmasıdır- algılarım filtrelenmekte ya da belli noktalara doğru sivrilmekte. Algılarımı değerlendirme kabiliyetim de benzeri bir şekilde geçmiş deneyimlerimin bana kazandırdığı yargılardan tutun da zeka seviyeme, duygusal bir takım iniş ve çıkışlara, motivasyona kadar bir çok etkene göre değişik değerlerde. Bu değerlerin genel ortalaması kendimi geliştirme düzeyimi ortaya koyar. Anlaşılacağı üzere algılar ile algıları değerlendirme kabiliyetim arasında sarmal bir ilişki var. Mesela yaşadığım çevreyi görsel olarak ayrıntılı incelemem, edindiğim kuramsal bilgiler ve bir takım uygulamalarla birleşince görsel sanatlarda daha üst bir seviyeye ulaşmamı sağlar. Bu ise çevremi daha bilinçli -belli amaçlar doğrultusunda- incelememe yani görsel olarak algılarımın gelişmesine neden olur. Algılarım geliştikçe kendimi geliştirme düzeyim artar, kendimi geliştirme düzeyim arttıkça algılarım gelişir. Kendimi ne kadar donatırsam, farkındalığım ne kadar artarsa varoluşla olan ilişkimdeki yörüngemin çapı o kadar artar.

Varoluşun yörüngesinin çapını ise onun bana sundukları belirler. Nasıl bir çevrede, ailede, ülkede dünyaya geldiğim, doğuştan gelen fiziksel özelliklerim, tanıştığım insanlar, karşılaştığım sınırlar ve bunun gibi pek çok şey varoluşun bana sunduklarıdır. Varoluş benim özgür irademle aldığım kararlara karışamaz. Ancak şansa bırakılan olaylar “kaza” ya da “kader”le açıklanabilir. Kendimi geliştirme düzeyim arttıkça şansa bıraktığım (bırakmak zorunda kaldığım demeliyim, çünkü bilinçli bir şekilde şansa bırakmayı tercih etmiş de olabilirim) olayların oranı da düşer. Ve insanoğlu kendini geliştire geliştire öyle bir noktaya gelebilir ki artık hayatında şansa yer yoktur. Böyle kişilere farklı dillerde farklı adlar verilmiştir. (ermiş, ulu, kahin, guru v.b.) Artık bu kişiler “yazgı”ya tabii değillerdir. “Yazgı” varoluşun “randomize” mekanizmasıdır. Varoluşun bana sunabileceği olasılıklar ne kadar artarsa benle olan ilişkisindeki yörüngesinin çapı o kadar artar.

Bu iki yörüngenin kesiştiği alanda ben bir bireyim. Varoluşun uydusu olursam benliğimi yitiririm, kendimi zamanın akışına bırakırım ve sürüklenirim. Varoluşun bana sunacak bir sürpriz bulamadığı durumda ise o yörüngesini yitirir, artık biz “bir” oluruz.